adobeLIVE06‘da bulunduk. Bütün hafta uykusuz kalmış olmamıza rağmen, yılmadık, sabahın köründe yollara döküldük. Gittik, Kuruçeşme Divan’ı bulduk. Girişte,
- Etkinliğe katılmak için internet üzerinden kayıt yaptırdıktan sonra, işi iyice ciddiye alıp telefon açarak kaydımızı onaylatmalarına rağmen, yoldan geçen herhangi biri elini kolunu sallaya sallaya içeri girebilir, kahvaltı edebilir, etkinliğe katılabilirdi.
- Kahvaltı pek cezbetmedi ama bir meyve suyu içelim dedik, içtiğimiz Tang-vari şeyde su molekülü başına düşen Tang taneciği oranı “ara ki bulasın” seviyelerinde olduğu için midemiz bir hoş oldu.
- Ek olarak, ofisten birini onaylatma için telefonla arayıp, aynı yer olduğu için benim katılma durumumu da ona sorduktan sonra, yine de beni arayıp, üstüne bir de yarım saat önce benim adıma da onay vermiş kişinin katılıp katılmayacağını sordular, o da ayrı mevzu.
Her neyse.. Zamanı gelince Kristal Çadır‘a alındık. Bu romantik ortamda, Adobe’in tarihçesine giriştiler, PhotoShop’un aslında Adobe’ın kurucular tarafından yapılmadığını, kuruculardan birinin eşinin fotoğrafla çok ilgili olması üzerine satın alındığı ve geliştirildiğinden falan bahsettiler. Sunum başladı,
- Fakat, etkinlik ortamı olarak çadır seçersen ve sunum perdesini en dibe koyarsan, doğal olarak perdeyi fazla yükseğe koyamazsın, haliyle en önde oturanlar dışında kimse bir şey göremez. Durumu benim kısa oluşuma da veremiyorum, zira yanımdaki kapı kadar adam için de bir şey fark etmedi. Oturma alanının arkasında boşluk vardı, düzgün bir planlama yapılmış olsaydı, perde biraz daha yukarıda olabilirdi.
- Adobe Türkiye yetkilisi Bilkom, ki aynı zamanda Apple yetkilisidir, girişte Apple ürünlerini tanıtmasına rağmen, sunum Windows kurulu bir makinada yapıldı, arada PowerPoint azizliği yaşandı.
- Tanıtım broşürü “Web ve Masaüstü Yayıncılık Profesyonelleri!” diye başlayan etkinlikte, gelenlerin bahsedilen yazılımlarla hiç alakası yokmuş gibi bir anlatım tercih edildi. Buradan yeni dosya açıyoruz, bakın ne kadar basit…
- Studio8 tanıtımı ile görevlendirilmiş hanımefendi, aradaki durakmalarında sürekli “eeeee..” deyip, beni durdurulamaz gülmelere sevk etti.
Haliyle 10:00′da başlamış etkinliğin 11:20’sindeki “ara”sında daha fazla dayanamayacağıma ve hemen ardından anlatılacak, tüm programda en çok ilgimi çeken, Flex 2 ve Web 2.0 ile alakalı kısmı dinleyip kaçmaya karar verdim. Web 2.0 ile ilgili bir şey anlatıldı mı emin değilim ama Flex, daha önce çeşitli kurumlarla hazırlanmış uygulamar örnek seçilerek, ne konularda nasıl kullanılabileceği yönünde güzelce anlatıldı.
Flash Player’ın tüm internet kullanıcılarının %98′inde olduğundan bahsedilerek, Flex ve Flash ile hazırlanmış uygulamaların tüm tarayıcılarda sorunsuz çalışacağından bahsedildi. Onun yerine Dreamweaver‘ın geçerlilik yeteneğinin bunu sağlıyor olabilmesi, eminim çok daha etkili olurdu.
Sonuç itibariyle uzun zamandır planladığım üzere bir ColdFusion denemesi yapmaya ve Flex‘in gücünden faydalanmaya karar verdim. Adobe gibi bir yazılım devinin tüm gelirinin %25′ini AR-GE’ye ayırıyor olmasına rağmen, yine de Macromedia’yı satın alma gereksinimi duyması beni değişik düşüncelere yöneltti. Bu kadar kötü bir etkinliğe imza atmış olmalarına rağmen, girişte verilen katalogun hem ön hem arka kapağına logolarını koymaktan çekinmeyen Koç ailesine buradan tebriklerimi iletmeyi borç bilirim.
Seneye gider miyim bilmiyorum, en azından okul döneminde verdikleri not defteri ve kalem belki bir işe yarar.















