The Net diye bir film vardı. Hem filmin başrolünde Sandra Bullock vardı, hem de film internet ve bilgisayar dünyası ile ilgiliydi; o zamanlar ağzımız açık izlemiştik tabi. Angela ya da Ruth ya da adı her neyse işte, ctrl ve shift tuşlarına basarak ekrandaki pi sembolüne tıklıyordu, biz de kendimizden geçiyorduk.
Bunun ikincisi çekilmiş sessiz sedasız, hem de İstanbul’da… Türk oyuncularla birlikte… Önceki yönetmenin oğlu tarafından. Önce acaba neden haberimiz olmadı diye düşündüm, haberlik değeri bile olmadığını filmi izledikten sonra anladım tabi. Demet Akbağ reklam oyunculuğu yapmaya çalışıyor ama onu da yapamıyor, bir de yabancı filmlerden etkilenmiş herhalde, masaya gözlük atmalar falan… Şebnem Dönmez’in İngilizce’si beni bile rahatsız ediyor, kaldı ki Amerikalılar nasıl beğensin; Güven Kıraç abimiz durumu kurtarıyor gibi derken onun da rolü çabuk bitiyor; gerizekalı ana karakterle başbaşa kalıyoruz… Senaryo zaten sonraki dakikaları saklamakta çok başarılı değil, bir de araya adı İbrahim olan süper bilgisayar gibi öğeler girince, şöyle bir kaptırıp da izlemek mümkün olmuyor. Zaten, gerek de yok, ana karakterimiz bir kaptırmış ki, filmin yarısı kovalamaca sahneleriyle geçiyor. (Türk polisi de bi kovalamacada yakalasın be kardeşim.)
Filmde tahmin edemediğim ve beni etkileyen tek şey nazar boncuklu bilezik oldu. Yönetmen ve senaristin İstanbul’a gelmeden Türkiye hakkında bir şey bilmediklerini (röportajlarda kendilerini rezil etmekten çekinmemişler) düşünecek olursak, onu da bizden biri eklemiş olmalı filme. Bu konuda Ezel Akay’dan feci şüpheleniyorum. Ama o da durumu kurtaramadığını farkında olmalı ki, filmin sonunda içerlenip “ooy oyy” demeden edemiyor.
Uzun filmin kısası, bu versiyon olmamış. Buna yama da yaramaz, bundan bir şey olmaz. Bu filme ctrl+alt+del verip, torun Winkler çeker mi bilmem, 3.0′da düzgün bir şey bekliyoruz.
Film vizyona girmedi, DVD’si çıktı. Youtube’dan fragmanına bakabilirsiniz.