Antimousepad!
  • Belgelik

    Yazılar aylık paketlere göre poşetlenmiştir.
  • İstediğiniz yazıya ulaşmak için arama yapabilirsiniz.
1500 çocuk kardeşini bekliyor! Siz de Kardeşini Seç kampanyasına katılın, sevginizi bağışlayın. Yardım değil, hediye yollayın. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.
ANTIMOUSEPAD

'sosyal' Kategorisi Arşivi

Geçtiğimiz yaz — Yeni Bosna’daki peronlarda, durağında, hemen tabelasının altında, bir halk otobüsü bekliyorum. Bi’ 15-20 dakika bekledim sanırım. Otobüs ortalarda yok, normalde çoktan gelmiş olması gerekirdi. Bir ara başımı kaldırdım, bi baktım, bizimki kaptırmış gidiyor; durağa uğramadan! Neyse ki, yola çıkmadan önce çıkışta ışıklar var, koştum yakaladım kırmızı ışıkta, vurdum kapıya; açmadı! Gerekçesi: Kurallara göre ışıklarda yolcu almak yasakmış. Öyle bağırıyor bana içeriden, kapıyı da açmadan ama. Lan sayın geri zekalı varlık! Sen durağından yolcuları aldın mı ki, şimdi böyle bir şey söyleyebiliyorsun! Yapman gereken asıl şeyi yap önce, sonra yapmaman gerekenleri düşün.

Bugün — Ders seçimlerimi yaptım, bir proje ve beş ders; baktım, üç günüm boş. Son sınıftayım zaten. Sonraki dönemime baktım sadece üç dersim var, bir de bitirme projesi. Normal dönem gerekliliklerinin dışında fazladan bir ders alabiliyor öğrenci, kurallara göre. Not ortalamam nedeniyle benim iki tane alma hakkım var, yine kurallara göre. Bu döneme ait beş dersimi seçtim. Bir tane daha alabilirim zaten, iki tane de fazladan alma hakkım var, sonraki dönem de tam üç dersim var. Süper! Aldım o üç dersi de. Toplam sekiz ders. Hiçbir çakışma, sorun vs. yok. Geriye kaldı bu döneme ve gelecek döneme ait iki proje dersi. Proje dersleri hakkında kısa bir bilgi: Kredili ve şart olmasına rağmen hafta içinde ders programında yer teşkil eden bir ders değildir. Dönem ortalamasında bir toplantı yapılır, dönem sonunda proje teslim edilir. Kısaca, bu durumumda herhangi bir sorun yaratamazlar ve kurallara göre, iki proje dersini aynı anda almak sorun teşkil etmez. Tamam dedim, zaten hakkım olarak iki döneme ait tüm dersleri alıyorum, bu iki proje dersini de almam sorun olmamalı, gidip başvurayım. Yanıtı tahmin etmekte zorlanan var mı? Neymiş? Kurallar varmış. Kredi limitini geçemez mişim. Neden? çünkü, o zaman okulumu erken bitirirm, üstüne bir de okul masraflarından kurtulurum, olur mu hiç öyle şey?! Kurallara uymamazlık olur mu? Ama aynı okul yönetimi sonradan ders saatleriyle oynayıp aynı saatte 3 adet (yazıyla üç) dersi çakıştırmayı biliyor. Üstelik bunu öğle tatilinde bile yapabiliyor. Benim okulum kurallara uyuyor!

Gelecekte herhangi bir gün — Benzer bir sorun çıkacak. Adım gibi eminim. Çünkü bu ülkede, ben doğduğumdan beri, ben ölene kadar da devam edeceği gibi, kurallara uyulması gerekildiği zaman kimse uymaz; üzerinde oynanaması, istisnalar yapılması gerektiği zaman herkes kuralcı kesilir!

Bu yazı blockedmind tarafından, 19 February 2008 tarihinde, takriben 23:20'de sosyal, eleştiri kategorileri altında yazılmış. Şimdiye kadar 2 yorum yapılmış. Bu yazıya siz de yorum yazabilir, önceki yorumları okuyabilir veya e-posta ile gönderebilirsiniz.
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan ( 5/5 puan, 5 oy) Puan vermek için yıldızları kullanabilirsiniz.
Loading ... Loading ...
StumbleUpon Technorati del.icio.us Digg Slashdot Netvouz DZone Furl Reddit Spurl

Mitingler ardı ardına patlıyor. Önceden seçime gitmeye bile tenezzül etmeyen halk, siyasete ilgi duymayan gençlik, televizyondaki kadın programlarının ötesine geçemeyen kadınlar, kıraathanelerde bütün gün masaya kağıt vuran dayılar, küçük dertleri içinde debelenen türlü sivil kuruluşlar, öğrencisinden memuruna, işçisinden patronuna herkes, meydanlarda ayaklarını yere vura vura “Buradayız!” dedi. “Cumhuriyet Mitingi” adı altında yapılan bu çağrıların sonucunda ‘yukarıdakilerden’ biri sözlüğü açıp “Cumhuriyet neydi?” diye bakmış olmalı ki, seçim yapılması gerektiği fark edildi.

Bütün bunlar olurken karambolde birinci ve ikinci turu yapıp, üçüncü turda 367 aramadan Cumhurbaşkanı seçme niyetinde olan AKP’nin önüne Anayasa engeli çıktı. İlk denemeler sırasında “adaylıktan çekilmem söz konusu bile değil” diyen Gül, bugün adaylıktan çekileceğini açıkladı. Israrlarını kıran Anayasa Mahkemesi’nin tutumu mu, halkın isyanı mıdır bilinmez ama halk, bu güleryüzlü adayı, kendi halkbaşkanları olarak kabul etmeyeceklerini “Laiklik!” ve “No ABDullah!” diye bağırarak göstermişti. Halk, Erdoğan’ın “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, bu millet istedikten sonra tabii gidecek” düşüncesindeki milletle pek alakası olmadığını açık ve net olarak gösterdi.

Son iki mitingde oy verebileceği parti arayan halkın ‘gündemi’ partiler ve parti birleşmeleriydi. Bu konuda olumlu bir gelişme DYP ve ANAP’tan geldi.

Demokrat Parti

Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu ortak yaptıkları basın duyurusu ve toplantısında Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi‘nin birleşeceğini, seçime tek parti olarak gireceklerini açıkladılar. “Geçmişin kavgalarını bir yana bırakarak çocuklarımızın geleceği için yepyeni bir başlangıç yapmak” niyetinde olduklarını ve her konuda eşitlik, kapsayıcılık ve bütünleştiricilik anlayışıyla hareket edeceklerini açıkladılar. Seçime Demokrat Parti çatısı altında girmek istediklerini söyleyen genel başkanlar, iktidara gelmeleri halinde “Türkiye’ye bahar gelecek, Türkiye’ye yaz gelecek” diye eklediler. Buradan, seçimi Temmuz’dan da erkene mi almak istiyorlar acaba diye düşünmedim değil. Halbuki diğer partilere yetişebilmek için Temmuz’dan biraz ileriye kaydırmaları işlerine gelecektir.

DYP ve ANAP birleşedursun, YSK 23. Dönem milletvekili seçimine katılabilecek siyasi partileri açıkladı bile. Listede Adalet ve Kalkınma Partisi, Anavatan Partisi, Aydınlık Türkiye Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokratik Toplum Partisi, Doğru Yol Partisi, Emek Partisi, Genç Parti, Hak ve Özgürlükler Partisi, Halkın Yükselişi Partisi, Hürriyet ve Değişim Partisi, İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Saadet Partisi, Sosyaldemokrat Halk Partisi ve Türkiye Komünist Partisi var. Bu kadar çok parti varken, gidip iki partinin eline düşmemiz, öncelikle bütün bu partilerin çoğunun sadece belirli kitlerelere hitap etmesinden ve buna ek olarak seçimlerdeki baraj sınırından kaynaklanıyor. Mecliste bir curcurna olmasını kimse istemez tabi ki ama %10′luk bir baraj, büyük bir kitleyi önce azınlık yerine koyup sonra da onları yoksaymak demektir. Barajın düşürülmesi gündemde olmadığına göre, bu noktada parti birleşmeleri oldukça mantıklı gözüküyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun parti listesini ilan etmesinin ardından Demokrat Parti’nin seçime nasıl gireceği ise tartışma konusu. Bir senaryo şöyle: DYP bir genel kurulda toplanarak partisinin adını, amblemini ve tüzüğünü Demokrat Parti olarak değiştirecek, ertesinde ANAP, Demokrat Parti’ye katılma kararı alacak. Bunun hukuka uygunluğunu teknik olarak nedir bilmiyorum ama en kötü ihtimalde ANAP, DYP çatısı altında girecek gibi gözüküyor. Erkan Mumcu hiçbir fedakarlıktan kaçınmama açıklamasını çiğnemeden yutacak gibi, zira tüm kararlarda iki partinin eşitliği söz konusu olacaksa da, partinin bir genel başkanı olmak zorunda ve bunu Mehmet Ağar’ın üstleneceği açıklandı. Erkan Mumcu bunu dert etmediğini göstermek ve medyanın saldırgan oyunlarını başından engellemek için yaptıkları basın toplantısında Ağar’a, “Sayın Genel Başkanım” diye hitap etti.

1950 yılında Demokrat Parti Aslında fedakarlık yapan ANAP gibi gözükse de, asıl değişen, “doğru yol”undan dönen DYP. Doğru Yol Partisi ve yeni Demokrat Partisi’nin amblemlerine bakmak yeni partinin profilini çıkartmak için yeterli: At aynı at, sadece yönü değişti. Bir dakika! Bu, sağda gerçekleşen bir birleşme değil miydi? O zaman at neden sola döndü? Soldan gelip sağa mı vuracaklar, yoksa tam tersi mi? Belli değil. Şimdilik sadece, herkes gibi, yüzeysel olarak akıl, vicdan, özgürlük, bağımsızlık, huzur, adalet ve zenginlik siyaseti yapıyor olsalar da, umarım farklı bir şeyle gelirler, umarım at aynı at değildir, umarım sadece AKP’yi çiftelemek için gelmiyorlardır, umarım yine her zamanki aynı şeyler tekrarlanmaz.

Bir dipnot olarak, 1950′de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin ardından, 1954′te bir parti laiklikten uzak olduğu gerekçesiyle kapatılmış, 27 Mayıs 1960′ta Türk Silahlı Kuvvetleri yaptığı bir darbeyle hükümeti devirmiş, birçok politikacı idam edilmiş, parti aynı yılda kapanmıştır.

Bu yazı blockedmind tarafından, 6 May 2007 tarihinde, takriben 15:56'de sosyal, politika, haber kategorileri altında yazılmış. Şimdiye kadar 1 yorum yapılmış. Bu yazıya siz de yorum yazabilir, önceki yorumları okuyabilir veya e-posta ile gönderebilirsiniz.
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan ( 3.67/5 puan, 3 oy) Puan vermek için yıldızları kullanabilirsiniz.
Loading ... Loading ...
StumbleUpon Technorati del.icio.us Digg Slashdot Netvouz DZone Furl Reddit Spurl

Alkollü içkilerin üretiminde tekeli kaldıran tasarının 2002 yılı sonunda kabul edilmesiyle yeni üreticilerine merhaba diyen rakı sektöründe, 2005 yılı başında Tekel’in özelleştirilmesi ve alkollü içkiler işletmesinin Mey İçki tarafından satın alınmasının ardından bir patlama olmuştu. Ardı ardına ortaya çıkan markalar etrafı sarsa da, ağır abileri Yeni Rakı ve onun kardeşi Tekirdağ Rakı karşısında işleri zordu. Tekirdağ Rakı, Yeni Rakı’nın hep rakibi gibi görülse de, aslında Tekel’in oyunundan başka bir şey değildi. Tekel, halk arasında güçlenen Tekirdağ’da üretilen rakıların daha iyi olduğu düşüncesinden yola çıkarak Tekirdağ Rakısı markasıyla hem kendine alternatif bir kitle oluşturmuştu, hem de aradaki fiyat farkından kâr sağlamıştı.

Yeni markalar, yeniliklerini ve farklarını gösterirken öte yandan rakının gelenekselliğini bozmadıklarını anlatmak zorundaydılar. Bunu başarıyla yapan markalardan biri ilk özel sektör rakı üreticisi olan Efe Rakı‘ydı. Alkölde çözünen anasonun, suyla birleştiği anda ortaya çıkan değişimi “rakının büyüsü” olarak tanımlayıp, reklamlarında etkin bir biçimde kullandılar. Alkol ve tütün ürünleri reklamlarının Türk televizyonlarında yayınlanması yasak olduğu için, reklamı en fazla sinema salonlarında, festivallerde falan izleyebildik.

Efe Rakı EmotionlarıGeleneksel görünümünü korurken diğer yandan genç kitleye ulaşmayı hedefleyen Efe Rakı, görsel çalışmalarında genç mankenleri kullanmasının ardından şimdi de MSN Messenger’da boy gösteriyor. Hem de reklamın en tatlısını yaparak, reklamı kullanıcıya yaptırarak. Muhabbetlerimizde kullanmamız için özel Efe Rakı emotion’ları hazırlanmış. Ağla, aşık, kahkaha, öperim, rakı iç, sarhoş, sinirli, tokat, utan, zırla gibi emotion’lar içeren paket, alkol ve rakı muhabbeti konusunda gayet aydınlatıcı bir izlenim veriyor, değil mi? Emotion paketini direkt yüklemek için buraya tıklayabilirsiniz. Efe Rakı reklam filmi, reklam müziği ve duvar kağıtlarına ulaşmak isteyenler lütfen bu kapıdan. Ayrıca sitede rakı kokteylleri diye ilginç bir bölüm de mevcut.

Rakı sektörünün hiçbir zaman yok olmayacağı ve bundan sonra tüketicinin önünde çok seçenek olduğunu düşünecek olursak, üreticilerin bu tip reklamlara başvurması ve daha çok yatırım yapması bir zorunluluk. Ne de olsa Türk halkı, eski dönemlere ait çeşitli kaynaklarda ısıtıcı, nefes almayı kolaylaştırıcı, ağrı dindirici ve iyileştirici etkileri olduğu yazılı olan anasondan, onun kokusundan ve muhabbetinden hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.

Yeni Rakı’nın eskimemek için şişe tasarımı değişikliğinden çok daha fazlasına ihtiyacı var gibi görünüyor.

Bu yazı blockedmind tarafından, 1 February 2007 tarihinde, takriben 23:20'de sosyal, pazarlama kategorileri altında yazılmış. Şimdiye kadar 2 yorum yapılmış. Bu yazıya siz de yorum yazabilir, önceki yorumları okuyabilir veya e-posta ile gönderebilirsiniz.
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan ( 5/5 puan, 2 oy) Puan vermek için yıldızları kullanabilirsiniz.
Loading ... Loading ...
StumbleUpon Technorati del.icio.us Digg Slashdot Netvouz DZone Furl Reddit Spurl

- Çayın var mı abi?
*Abi çokomel kutusuna doğru uzanır.*
- Bi de karışık tost alayım..
*Çokomel kutusuna bakmadığımı gören abi bir gariplik olduğunu fark eder*
- Çokomel almıyor musunuz?
- Alalııım
- Yok abi, almıyorsanız …
- Yok yok, giderken alırım demiştim, şimdi alayım.
- Kaç tane?
- 8 olsun, yuvarlak olsun. (Çokomel’in tanesi 25ykr’dur.)
- Tost yanında çay da ister misiniz abi?
- Olur… Hepsini şuradan alalım..
- Tam 5 lira ediyor hepsi.. *Uzattığım 5 lirayı alan abi, çekmeceden başka 5 lira uzatır*
- Abi 5 vermiştim zaten.
- Ahh, pardon abi. Ehehe..
- Eheh.. Ben geçiyorum şöyle..
- Tamam abi, siz geçin, ben getiririm.
- Sağ ol abi.

Hem “abi” hem “siz” diyor ya, bayılıyorum. Abi‘den 3 senedir çokomel alıyorum. Haliyle ne zaman büfenin önünde belirsem, hatta dün akşam saatlerinde olduğu gibi dalgın olduğunda ne söylersem söyleyeyim, eli Çokomel kutusuna gidiyor ve “kaç tane?” diye soruyor.

- Afiyet olsun abi..
- Sağ ol abi.

Dün akşam ben de dalgınmışım demek ki, 16 yerine 8 demişim, haftasonunun geldiğini unutmuşum. Daha cumartesiden Çokomel’siz kaldım şimdi, olmaz ki.

Bu yazı blockedmind tarafından, 11 November 2006 tarihinde, takriben 17:44'de sosyal kategorileri altında yazılmış. Şimdiye kadar 5 yorum yapılmış. Bu yazıya siz de yorum yazabilir, önceki yorumları okuyabilir veya e-posta ile gönderebilirsiniz.
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan ( 4/5 puan, 1 oy) Puan vermek için yıldızları kullanabilirsiniz.
Loading ... Loading ...
StumbleUpon Technorati del.icio.us Digg Slashdot Netvouz DZone Furl Reddit Spurl
 
müesseseden...
değişken tavsiyeler last.fm haftalık
Last.fm Haftalık Müzik Listesi

bağlantılar kayırdırak
araçlar
ANTIMOUSEPAD by blockedmind